BÜYÜK İSLAMA İLMİHALİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BÜYÜK İSLAMA İLMİHALİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Mart 2021 Salı
BÜYÜK İSLAMA İLMİHALİ, ZEKAT NAHSİ
https://www.youtube.com/live/4TS82ULARbA
BÜYÜK İSLAMA İLMİHALİ ZEKAT NAHSİ
İÇİNDEKİLER
ZEKATIN MAHİYETİ
ZEKATIN FARZ KILINMASINDAKİ HİKMET
ZEKATIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI
ZEKATIN SAHİH OLMASININ ŞARTLARI
ZEKATA TABİ OLAN MALLAR
ZEKATA TABİ OLMAYAN MALLAR
ZEKATIN MAHİYETİ
1- Zekat; lügatta taharet, bereket, çoğalma-artma, överek anmak manasındadır.
Istılahta, “Bir malın muayyen bir miktarını, muayyen bir zaman sonra hak sahibi olan bir kısım
müslümanlara ALLAH Teâlâ’nın rızası için tamamen temlik etmek (mülkiyetine geçirmek)ten ibarettir.
Zekat, kulların kulluktaki sadakatlerine delalet eder. Bu yönüyle zekata “sadaka” da denilmiştir.
Bununla beraber sadaka tabiri zekattan daha umumidir. Vacipleri, nafileleri de içine almaktadır.
Zekat vermeye “tezkiye”, zekat verene de “müzekki” denilir. Şahitler hakkındaki övgüye,
güvenilir olduklarını söylemeye de tezkiye denildiği malumdur.
2- Zekat kesin bir farzdır. Peygamberimiz (S.A.V)in hicretinin ikinci senesinde oruçtan evvel farz
kılınmıştır. İslâmın şartlarından birini teşkil etmektedir. Muayyen miktarda bulunan nakit paraların ve
ticaret mallarının üzerinden bir sene geçtiği takdirde, zekatlarını derhal, yani sene biter bitmez hemen
vermek icap eder. Çünkü bu halde bunlara yoksulların hakları taalluk etmiş olur. Artık bunu özürsüz
yere tehir etmek caiz olmaz. Diğer bir görüşe göre zekatın verilmesi geciktirmeli olarak farzdır. Yani
sene sonunda hemen verilmesi lazım değildir. Mü-kellef bunu yaşadığı sürece eda edebilir. Eda
etmeden ölürse, o zaman günahkar olur. Fakat en sahih olan birinci görüştür.
3- Zekatın aşikare olarak verilmesi daha faziletlidir. Çünkü zekatı bu şekilde veren başkalarına güzel
bir örnek olmuş olur ve kendisini başkasının su-i zanından kurtarır. Zekat kesin bir farz olduğundan, bunun
edasında riya meydana gelemez. Nafile sadakalarda ise, böyle değildir. Onları gizlice verip gösteriş
ihtimalinden kaçınmak daha faziletlidir.
ZEKATIN FARZ KILINMASINDAKİ HİKMET
4- Zekatın farz kılınmasındaki hikmet pek mühimdir ve herkesçe âdeta apaçıktır. Bir hadis-i
şerifte:
“Mallarınızı zekat ile koruyunuz, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi ediniz, bela dalgalarını dua
ile, niyaz ile karşılayınız” buyrulmuştur.1
Demek ki, zekat sayesinde servet korunmuş olur. Sadakalar maddi ve manevi hastalıklara birer
ilaç mahiyetinde bulunur. Gerçekten zekat ve sadaka verenlerin mallarında, canlarında bir feyiz ve
bereket, bir sıhhat ve âfiyet yüz gösterir, bunun çok üstünde olarak da kendileri Hak Teâlâ’nın rızasını
kazanıp nice manevi mükafatlara nail olurlar, nice manevi tehlikelerden kurtulurlar.
5- Zekatın her bakımdan bir çok faydaları vardır. Bir kere ma-lumdur ki, kalplerde pek fazla yer
tutan bir mal ve servet sevgisi insanı yüksek duygulardan mahrum eder, insanı bazen fena hareketlere
sü-rükler. Zekat sayesinde ise, kalbin bu zararlı duygusuna meyillerine mukavemet edilmiş, nefis
cimrilikten temizlenmiş, mal başkasının hakkından tasfiye edilmiş, insanda şefkat, hayırseverlik,
başkalarını düşünmek gibi yüksek duygular vücuda gelmiş olur.
Sonra zekat toplumun huzuruna, refahına, dayanışmasına sebeptir. Yoksulları, âcizleri kendi
servetinden faydalandıran bir zengin cemi-yetin en sevimli ve en değerli uzvu sayılır, fakirlerin,
muhtaçların elemlerini azalttığından onların övgülerine muhabbetlerine, duâlarına nail olur, serveti de
hain ve hırslı gözlerin dikilmesinden emin bulunur. Artık böyle birbiri hakkında hayır düşünen,
merhametli olan duâcı bulunan bir cemiyet arasında güzel bir âhenk vücuda gelmiş olmaz mı!
6- Bir de zekat vermek, güzel bir akidenin-inancın eseridir. Böyle bir akideye sahip olan kimse,
mensup olduğu cemiyet için zarardan beri, bilakis pek faydalı bir insan demektir. Çünkü kendi
malından bir kısmını sırf ALLAH Teâlâ’nın rızası için ayırıp fakir olan din kardeşlerine veren ve
karşılığında onlardan hiçbir şey gözetmeyen böyle bir insan artık çevresine faydalı olmaz mı? Artık
kendisine ait olmayan şeylere göz dikip başkalarının zararlarına hareket eder mi? Başkalarının
ellerindeki mallara saldırır mı?
7- Bununla beraber zekat bir şükran vazifesidir. Zekat veren bir müslüman düşünür ki, “Elde
ettiğim bu servet, bana Hak Teâlâ’nın bir ihsanıdır. Bir çok insanlar daha güçlü, kuvvetli, daha bilgili
oldukları halde bu servetten mahrum bulunuyorlar. Bu sebeple bana ikram ve ihsanı sonsuz olan yüce
ALLAH’ın bir lütuf ve ihsanı olan bu servetin şükrünü îfa etmek lazım gelir. İşte bu şükür vazifesi, farz
olan bu zekatı ödemekle yerine getirilmiş olur.
8- Şu da düşünülmelidir ki, bir şahsın elde ettiği servette onun mensup olduğu çevrenin bir çok
tesiri vardır. Eğer o, böyle bir çevrede yaşamamış olsaydı bu servete nâil olabilecek miydi? İşte bu da
bir nimettir. Bu nimete karşı şükür de o çevredeki yoksul, perişan insanlara yardım etmekle meydana
gelir. Zekat ve sadaka verilmesi ise, böyle bir yardımdan ibarettir.
Özetle bugün zekat, müslümanlara mahsus, fevkalâde insanî bir vazifedir. Zekat verenler,
ALLAH Teâlâ’nın sevgili, hayırlı kulları sayılmaya lâyıktır. Ne mutlu bu güzel vazifeyi yerine
getirenlere.
ZEKATIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI
9- Bir kimsenin zekat vermekle mükellef olması için bazı şartlar vardır. Bunları kaydediyoruz.
1. Zekat verecek kimse: Müslüman, hür, akıllı, büluğ çağına ermiş olmalıdır. Bundan dolayı
gayrimüslimlere, köle ve câriyelere, delilere, çocuklara zekat farz değildir. Şöyle ki, bir gayr-ı müslim
zekat ile mü-kellef değildir. Hatta bir müslüman “Neuzü billah” bir müddet dinden çıkıp daha sonra
tövbe edip istiğfar etse, dinden çıktığı zamanlarda kendisine zekat farz olmayacağı gibi, dinden
çıkmasından evvelki za-mana âit zekat borçları da düşmüş olur.
Çünkü müslüman olmak, zekatın farz olmasında şart olduğu gibi devamında da şarttır. Kölelerle
cariyelere gelince, onlar esasen bir şeye sahip olamayacakları için zekat vermeye ehil değildirler, hatta
ticarete izinli olmuş olsalar bile.
Delilere gelince, bunlarda iki hal düşünülebilir. Birincisi: Çocuk-luktan beri deli olmaktır.
Bunların bu hali devam ettikçe, kendileri ze-kat ile mükellef olmazlar. Fakat bunlar büluğ çağına
erdikten sonra iyileşip düzelecek olsalar, bu iyileşmeleri tarihinden itibaren zekat ile mükellef olurlar.
İkincisi: Büluğ çağına erdikten sonra bir süre deli olmaktır. Bu halde bunların, delilikleri bütün bir sene
devam ederse, bu sene için kendilerine zekat farz olmaz. Çünkü bu halde kendilerinden mükellef olma
durumu düşer. Fakat bu sene içinde bir süre, mesela bir iki gün iyileşip düzelseler, üzerlerine zekat
lazım gelir.
Bu mesele, İmam Muhammed’e göredir. İmam Ebu Yusuf’a göre senenin ekserisinde iyileşip
düzelmedikçe, o senenin zekatı icap etmez.
Baygınlık hali ise, zekat ile mükellef olmaya mani değildir.
Çocuklara gelince, bunlar da akıllı olarak büluğ çağına ermedikçe zekat ile mükellef bulunmazlar.
Bu sebeple bunların mallarından veli-leri zekat veremez. Bunların zekatları büluğ çağına erdikleri
tarihten itibaren başlar, bir sene sonunda edası vacip olur.
(İmam Şafii’ye göre çocuklar ile delilerin mallarından da zekat la-zım gelir, bunu mallarından
velileri edâ eder. Çünkü zekat mala yönelik bir haktır, vazifedir. Bu mükellefiyet eksikliği (çocuklukdelilik),
bu hakkın farz olmasına mani olmaz. Öşürde olduğu gibi. Bizce zekat, mali bir ibadettir.
Bunlar ise, ibadetle mükellef değildirler.)
2. Zekat verecek kimse, temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka nisap miktarı veya daha fazla
bir mala sahip bulunmalıdır. Bu yüzden bu kadar malı olmayan kimseye zekat farz olmaz.
“Nisap”, dinimizin bir şey hakkındaki temel bir ölçü, alamet tayin etmiş olduğu miktardır. Şöyle
ki, zekat hususunda altının nisabı yirmi miskal, gümüşün nisabı iki yüz dirhem, koyun ile keçinin nisabı
kırk, sığır ile mandanın nisabı otuz, devenin nisabı da beştir.
Temel ihtiyaçlardan maksat da, oturulacak ev ile eve lüzumlu eşyadan ve kışlık, yazlık elbise ile
lüzumlu silahtan, âletten, kitaptan ve binek hayvanı (araba) ile hizmetçi, köle veya cariyeden ve bir
aylık -sahih görülen diğer bir görüşe göre bir senelik- nafakaya mahsus erzaktan ibarettir. Borç karşılığı elde bulunan nakitler de bu hükümdedir.
3. Zekatın farz olması için mal, hakikaten veya hükmen nâmi-artıcı bulunmalıdır. Bu bakımdan
nami olmayan mallardan zekat lazım gelmez. Hatta nisap miktarından fazla olsa, bile.
“Hakikaten nema” ticaret yolu ile doğurma veya üreme ile olur. Ticarette kullanılan herhangi bir
eşya ve hayvan zekata tabi olduğu gibi dölünü veya sütünü almak için kırlarda otlatılan ve saime adını
alan hayvanlar da zekata tabidir. Nitekim ileride bildirilecektir.
“Hükmen nema” da çoğaltmaya arttırmaya mümkün olan ile meydana gelir ki, bu sahibinin veya
vekilinin elinde bulunan altın ile gümüşe mahsustur. Altın ile gümüşün maddeleriyle ihtiyaçlar giderilemez.
Bilakis bunlar ticarette kullanılmak, malların değiştirilmesine vasıta olmak yolu ile ihtiyaçları
karşılar, bu yönü ile bunlar yaratılış bakımından artmaya, ticarete mahsustur. Bu yüzden elde bulunan
altın veya gümüş nakitler, külçeler zinet takımları kendileri ile ticarete niyet edilmese de veya bunlar
nafakaya ev satın alınmasına harcanmak üzere saklanılmış olsa da, nisap miktarına ulaşınca, zekata tabi
olurlar.
4. Zekatın farz olması için tam bir mülk bulunmalı, yani bir malda mülkiyet ile vaz’iyed -elde
bulundurma- aynı anda bulunmalıdır.
Bu sebeple bir kadın mehrini eline almadıkça bundan dolayı zekat ile mükellef olmaz. Çünkü o
mehre sahip ise de, henüz eline geçmiş değildir.
Yine böylece elinde rehin mal bulunan bir kimseye bu rehinden dolayı zekat lazım gelmez. Zira
bu borca karşılıktır. Bunda sahibinin elinde bulundurma durumu mevcut değildir.
Yine böylece, borçlu olan kimse, borcuna karşılık olan bir malın-dan dolayı zekat ile mükellef
olmaz. Çünkü bu mal elinde bulunmuş olsa da, mülkiyeti yok demektir.
Satın alınıp da henüz teslim alınmamış bir mal ise, teslim alınmış hükmünde olarak zekata tabidir.
Bu nisaba dahil olup bundan sahih olan görüşe göre zekat vermek lazım gelir.
Yolculukta bulunan kimse de malının zekatını vermekle mükel-leftir. Çünkü o malını bilfiil
elinde bulundurmuyorsa da, o malı vekili vasıtasıyla kullanmaya gücü yeter.
5. Zekatın farz olması için bir mal üzerinden tam bir sene geçmiş bulunmalıdır ki, buna (havli
hevelan) denir. Çünkü bu müddet içinde nema = artmak ziyadeleşmek gerçekleşir. Üreme meydana
gelir mev-simler ihtiyaçlar fiyatlar değişir.
Şöyle ki, en az nisap miktarı artmaya elverişli bir mal üzerinden tam bir kameri (hicri) sene geçip
sene son bulmadıkça zekat lazım gelmez. Nisap miktarı hem senenin evvelinde, hem de sonunda bulunmalıdır.
Bu miktarın sene içerisinde eksilmesi, zekatın farz olmasına engel olmaz. Bilakis sene içinde
artan mal da sene sonunda diğer mal ile beraber zekata tabi olur.
Mesela bir kimsenin (1364) senesi başlangıcında temel ihtiyaçla-rından fazla iki yüz dirhem
gümüş miktarı artmaya elverişli bir malı olup bu mal sene sonuna kadar devam etse, bundan beş dirhem
zekat lazım gelir. Bu mal sene ortasında yüz dirhem miktarına indiği halde sene sonunda yine iki yüz
dirhem miktarına çıkmış bulunsa yine beş dirhem zekat vermek icap eder.
Sene başında en az iki yüz dirhem miktarı iken sene arasında ka-zanç hibe veya miras gibi bir
sebeple dört yüz dirhem miktarına çıkıp sene sonuna kadar devam etse, on dirhem zekat vermek
gerekir. Fakat böyle bir mal sene başında mesela yüz doksan dirhem miktarı iken sene sonunda iki yüz,
üç yüz dirhem miktarına çıkmış bulunsa veyahut sene başında iki yüz üç yüz dirhem miktarı iken sene
sonunda yüz doksan dokuz dirhem miktarına düşse, zekat lazım gelmez. Bilakis iki yüz dirhem miktarı
olduğu günden itibaren başlayacak bir senelik müddet sonunda yine aynı miktarda veya daha fazla
bulunacak olursa, zekatı lazım gelir.
İmam Züfer’e göre nisap miktarı senenin başından sonuna kadar tamam bulunmalıdır.
İmam Şafii’ye göre de yılın ekseriyetini merada otlayarak geçiren hayvanlarda hüküm böyledir.
Fakat ticaret mallarında nisabın yalnız sene sonunda tam bulunması lazımdır. Sene başında veya
içerisinde noksan olması, zekatın farz olmasına mani olmaz.
10- Zekata tabi bir mal üzerinden bir sene geçtikten sonra artacak olsa, bu artan kısmı arttığı
günden itibaren bir sene geçmedikçe zekata tabi olmaz.
Mesela 1363 senesi başında üç yüz lira miktarında bulunan bir ticaret malı, 1363 senesi sonunda
yine üç yüz lira miktarı olup da 1364 senesi başında üç yüz elli lira miktarına yükselse, bu elli lira miktarı zekat için üç yüz liraya eklenmez. Bunun için ayrıca bir sene geçmesi lazım gelir.
ZEKATIN SAHİH OLMASININ ŞARTLARI
11- Verilen bir zekatın sahih olması için zekat niyeti ile beraber verilmiş olması şarttır. Bu esas
üzerine şu meseleler ortaya çıkar.
1. Zekatı fakire verirken veya zekat için bir mal ayırırken bunun zekat olduğuna kalben niyet edilmesi
lazımdır. Dil ile söylenmesi lazım değildir. Hatta bir malı fakire zekat niyetiyle verirken bunun bir hibe
veya bir borç olarak verildiğini söylemek bile zekat olmasına mani değildir.
2. Bir mal fakire niyetsiz olarak verildiği takdirde bakılır: Eğer henüz fakirin elinde mevcut ise,
zekata niyet edilmesi caizdir. Fakat elinden çıkmış ise, niyet edilmesi geçerli olmaz.
Aynı şekilde bir şahıs bir kimsenin malından onun adına zekatını vermekle o kimse buna izin
verse bakılır: Eğer o mal fakirin yanında mevcut ise, bu zekat sahih olur mevcut değilse olmaz.
3. Zekatta vekilin niyeti değil, müvekkilin niyeti muteberdir.
Bundan dolayı bir kimse zekatını vermek için birini vekil tayin etse, zekat olarak vereceği malı
teslim ettiği zaman veya o malı vekilin fakire vereceği zaman zekata niyet etmesi icap eder. Vekilin
niyeti yeterli olmaz. Bu vekil, bir müslüman olacağı gibi, bir gayrimüslim vatandaş da olabilir.
4. Zekat vermek niyetinde olan bir kimse, bunun için bir mal ayır-maksızın fakirlere vakit vakit
bir şeyler verdiği halde hatırına niyet gel-mese, bunlar zekatına sayılamaz. Fakat fakire böyle bir mal
verirken “bunu niçin veriyorsun?” gibi bir suale, düşünmeksizin hemen “zekat olarak veriyorum”
diyebilecek bir halde bulunursa, bu niyet mesabe-sinde olur.
5. Bir kimse, fakirlere bir müddet sadaka verdikten sonra “Şu müddet içinde sadaka olarak
verdiğim şeylerin zekatımdan olmasına niyet etim” demesi geçerli olmaz.
6. Bir kimse elinde bulunan bir malı zekata niyet etmeksizin büsbütün sadaka olarak verse, bunun
zekatı kendisinden düşmüş olur. Gerek nafile sadakaya niyet etmiş olsun ve gerek olmasın müsavidir.
Fakat bununla bir adağa veya başka vacip bir vazifeye niyet etmiş olursa, bu mal, o niyete göre verilmiş
olur, bu mala isabet eden zekat miktarını ayrıca borçlu olup ödemek icap eder.
7. Bir kimse, zekatı icap eden bir malın bir miktarını bir fakire hibe etse, bu miktara isabet eden
zekat, kendisinden düşer.
Mesela bir zengin, bir fakirin zimmetinde olan on bin kuruş alaca-ğını bu fakire bağışlasa, yalnız
bu on bin kuruşa ait zekatını vermiş olur. Bu hususta zekata niyet edip etmemesi müsavidir. Bu on bin
kuruşu diğer mallarının zekatına sayamaz.
Yine böylece, fakir olmayan bir borçluya böyle bir mal bağış-lansa, bununla ne o malın, ne de
başka mallarının zekatı verilmiş olmaz. -En sahih olan görüşe göre- bu bağışlanan mala isabet eden
zekatın da ayrıca verilmesi lazım gelir.
ZEKATA TABİ OLAN MALLAR
12- Mallar, “gizli-saklı mallar” ve “aşikare mallar” adıyla iki kısımdır. Nakit paralar ile evlerde,
mağazalarda bulunan ticaret malları, gizli-saklı mallardır. Yılın ekseriyetini merada otlayarak geçiren
hay-vanlar ile bir kısım arazi mahsülleri ve madenler, yer altındaki hazineler ve gümrüklere uğrayan
ticaret malları ile nakit paralar da aşikare mal-lardandır. Bunların hepsi de birer muayyen nisbette
zekata tabidir.
13- Gizli-saklı malların zekatlarını vermek, sahiplerinin dindarlı-ğına havale edilmiştir. Bunlar,
bu malların zekatlarını diledikleri fakir-lere, muhtaçlara bizzat verebilirler.
Aşikare malların zekatlarını, muayyen nisbetteki vergilerini ise, veliyyü'l-emir, hususi memurlar
vasıtasıyla tahsil ederek dinen muay-yen yerlere sarf eder. Bu memurlara “amil”, “sai”, “aşir” gibi adlar
verilmiştir.
14- Vaktiyle tüccarları yol kesicilerden, vesaireden korumak ve karşılığında bir kısım zekatlarını
almak için münasip yerlerde “aşir” adı ile bir takım memurlar tayin edilmiş bulunuyordu. Bu memurlar, müslü-manların nisap miktarına ulaşan ve üzerlerinden birer sene geçmiş bulunan ticaret mallarından
ve üzerlerinde bulunan paralardan kırkta bir nisbetinde zekat tahsil ederlerdi. Ancak bu malların
sahipleri bunların zekatlarını daha yola çıkmadan bulundukları beldede vermiş olduklarını veya
bunların karşılığında borçlu olduklarını veya bu malların ticaret malı olmadığını veya zekatlarının
başka bir aşir tarafından alınmış olduğunu iddia ederlerse, o halde bu iddianın aksi ortaya çıkmadıkça
zekatları alınmazdı.
Bu memurlar, tüccarların yanlarında bulunup çabuk bozulacak sebzeler, yaş hurmalar, yaş
üzümler gibi şeylerden de zekat almazlardı. Hatta bunların kıymetleri nisap miktarından fazla olsa bile.
Zamanımızda tüccarlar, İslam gümrüklerinde ticaret malları için verdikleri vergileri bu malların
zekatına sayabilirler
ZEKATA TABİ OLMAYAN MALLAR
15- Bir insanın gerek kendi şahsının ve gerek nafakalarıyla mü-kellef olduğu kimselerin
ihtiyaçlarını karşılayan, bu yönüyle “temel ih-tiyaçlar” adını alan şeylerden zekat lazım gelmez.
Oturulan evler ve bu evlerin lüzumlu eşyası, giyinmeye, kuşanmaya mahsus lüzumlu elbi-seler, silahlar,
binmeye mahsus hayvanlar (arabalar), hizmete mahsus köleler, cariyeler, bir aylık veya bir senelik taam = yenilecek ve içilecek şeyler, ilim sahiplerinin birer ciltten veya takımdan ibaret olan kitapları, sanat erbabının birer takım aletleri temel ihtiyaçlardan sayılır.
Bu sebeple bunlara sahip olanlar, zengin, nisaba sahip sayılmazlar.
16- Ticaret için olmayan fazla ev eşyasından, kitaplardan sanat aletlerinden, fazla elbiseden, fazla
yenilecek ve içilecek şeylerden, altın ve gümüşten olmayan ziynet takımlarından, yakut, zümrüt, inci, elmas
gibi ziynet eşyalarından dolayı da zekat lazım gelmez. Çünkü bunlar, artıcı değildir. Şu kadar var ki, bunlar,
temel ihtiyaçlardan hariç olup kıymetleri en az nisap miktarına ulaşınca sahipleri zengin sayılır. Bundan
dolayı zekat ile mükellef olmazlarsa da, fıtır sadakası ile ve kurban ile mükellef olurlar. Kendilerinin zekat,
sadaka almaları caiz olmaz.
17- Bir kimsenin sahip olduğu halde kendilerinden faydalanması mümkün olmayan, başka bir
ifade ile; elinden çıkıp büyük ihtimalle bir daha eline girmeleri umulmayan mallarından zekat lazım
gelmez. Bu gibi mallara “mali zımar” denir. Bunlar, bu halde çoğalıcı sayılmaya-cakları yönüyle zekata
tabi olmazlar. İsbatı mümkün olmayıp inkar edi-len alacak paralar, gasp ve devletçe el konulup geri
alınması umulma-yan mallar, denize düşüp çıkarılması mümkün görülmeyen mallar, kırda gömülüp
yerleri unutulmuş nakitler, kaybolmuş diğer mallar bu kısım-dandır. Bunlardan dolayı -elden çıkmış
oldukları müddetçe, istifade etmek mümkün olmadığından- zekat lazım gelmezse de tekrar elde edilince
bakılır, nisap miktarına ulaşmış ve zekata tabi mallardan ise, elde edildikleri tarihten itibaren bir sene
sona erince, zekatları lazım gelir.
Mesela senelerce inkar edilip delil ile ispatı mümkün bulunmayan şu kadar bin kuruştan ibaret bir
alacaktan dolayı, bu seneler için zekat lazım gelmez. Fakat daha sonra ikrar ile veya delil ile sabit olup
tahsil edilse, bu ispat anından itibaren zekata tabi olup aradan bir sene geçince zekatı lazım gelir. Ancak
sahibinin zekata tabi başka malı da bulunursa, o takdirde bunların zekatı ile beraber o elde edilen
malların da zekatını vermek icap eder, bir sene geçmesi beklenilmez.
(İmam Züfer ile İmam Şafii’ye göre bu gibi malların geçmiş seneleri için de zekat lazım gelir.
Çünkü mülkiyet mevcuttur.)
18- İnsanlar tarafından istenilecek herhangi bir borca karşılık olacak bir mal, nakit olsun, yılın
ekseriyetini merada otlayarak geçiren hayvan veya ticaret malı olsun, zekata tabi olmaz. Ödünç alınmış
paralar, telef edilmiş şeylerin bedeli, kadınlara verilecek mehir paraları, geçmiş senelere ait zekat
paraları bu borç kısmındandır. Bu yüzden bir kimsenin temel ihtiyaçlarından başka elinde nisap miktarı
nakitleri veya ticaret eşyası bulunduğu halde bu miktarda borcu bulunsa, kendisine zekat farz olmaz.
19- Bir kimsenin nisaptan fazla malı olduğu halde bir miktar da borcu bulunsa bakılır: Eğer bu
maldan borcu çıktıktan sonra nisaptan noksan olmamak üzere bir şey kalırsa, yalnız bu şeyin zekatı
lazım gelir. Fakat nisap miktarından, yani iki yüz dirhem gümüş kıymetinden az bir şey kalırsa, bundan
da zekat lazım gelmez.
20- Bir kimsenin mesela yüz lira fazla parası olduğu halde geçmiş senelerden üzerinde kalmış yüz
lira da zekattan borcu bulunsa kendisine bu yüz lira için ayrıca bir zekat lazım gelmez. Fakat zekattan
borcu mesela kırk lira olsa, geri kalan mevcut altmış liranın zekatı lazım gelir.
Zekat gerçekte ALLAH’a ait yani umumun menfaati ile ilgili hak-lardandır. Fakat verilmediği
takdirde veliyyül-emir tarafından istenilip zekat verilen yerlere harcanabilir. Bu yönüyle bu da insanlar
tarafından istenilecek borçlardan sayılır. Adaktan, keffaretten, fıtır sadakasından, farz olan hacdan
dolayı olan borçlar ise, böyle değildir. Bunlar insanlar tarafından istenilemez. Bu sebeple bunların
bulunması, eldeki mevcut malların zekata tabi olmasına mani olamaz.
(İmam Şafii’ye göre nisap miktarı artıcı bir mala sahip olan, bunun karşılığında borcu olsa da,
zekat ile mükellef olur. Çünkü zekatın farz olması nisap miktarı olan artıcı mal sebebiyledir. Bu borçlu
ise, buna sahiptir. Hür bir kimsenin borcu ise, zimmetine taalluk eder, hemen elindeki mala taalluk
etmez. Bunun içindir ki bu malda tasarrufu caizdir. Borç ile zekat ise, başka başka haklardır. Birinin
varlığı, diğeri-nin farz olmasına mani olmaz.)
Bizce borçlu fakirdir, nisap miktarı fazla malı yok ise, kendisine zekat verilmesi bile caizdir.
Zekat ise, zengine farzdır.
21- İnsanlar tarafından istenilecek bir borcun zekata mani olması hususunda bu borcun
nakitlerden veya diğer eşyadan olması müsavi olduğu gibi, vadesi dolmuş olup olmaması da müsavidir.
Şu kadar var ki, bu borç zekatın farz olmasından evvel zimmete taalluk etmiş bulun-malıdır. Yoksa bir
malın zekatının verilmesi farz olduktan sonra zim-mete sonradan gelecek bir borç, bu zekatın
düşmesine sebep olamaz.
Sene içinde zimmete gerekli olan bir borç ise, İmam Ebu Yusuf’a göre zekatın farz olmasına mani
olmazsa da, İmam Muhammed’e göre mani olur.
22- Bir borca kefil olan kimsenin malından da kefil olduğu borca denk olan miktar hakkında zekat
lazım gelmez. Bu kefalet borçlunun emriyle olsun olmasın, müsavidir. Çünkü kefil de borçlu demektir.
23- Bir borç herhangi bir şekilde düşünce ona denk olan malın ze-katı için sene başlangıcı, bu
düşme tarihinden başlar. Mesela bir kimse-nin temel ihtiyaçlarından başka nisap miktarı artıcı bir malı
bulunduğu gibi o kadar da borcu bulunsa, kendisine zekat lazım gelmez. Fakat bu borç kendisine
bağışlansa, bu bağışlama tarihinden itibaren bir sene geçince bu nisap miktarının zekatı icap eder.
Bu mesele, İmam-ı A’zam’a göredir. İmam Muhammed’e göre bu halde, o malın üzerinden bir
sene geçmiş olunca zekat lazım gelir.Hatta borcun düşmesinden itibaren henüz bir sene geçmiş olmasa
bile.
24- Muhtelif nisaplara sahip olan, yani hem nisap miktarı nakitleri, hem ticaret eşyası hem de
yılın ekseriyeti merada otlayarak geçiren muhtelif cins hayvanları bulunan bir kimsenin bir miktar da
borcu bulunsa, bu borcuna temel ihtiyaçlardan olan bir malı, mesela, oturduğu evi karşılık tutulamaz.
Bilakis zekata tabi mallarından diledi-ğini karşılık tutup, diğerlerinin zekatını verir. Ancak bu
mallardan bazı-sının zekatı, veliyyül-emir tarafından tahsil edilecek olursa, o takdirde borcuna evvela
nakitleri karşılık tutulur, nakitleri yeterli olmazsa ticaret eşyası da karşılık tutulur, bu da yeterli
olmazsa, zekatı nisbeten az olan hayvanları da karşılık tutmak lazım gelir. Nisap miktarı veya fazla bir
şey kalırsa yalnız onun zekatını verir.
25- Ticaret için değil, yalnız kira bedellerini almak üzere elde bu-lunan evlerden, dükkanlardan
ve diğer gelir getiren gayrimenkullerden ve kaplar ile aletlerden, makineler ile nakil vasıtalarından
zekat lazım gelmez. Bilakis bunların kiralarından toplanan paralar, nisap miktarı olup karşılıklarında
borç bulunmadığı ve üzerlerinden tam bir sene geçtiği veya zekatı verilecek diğer nakitler ve mallara
ilave edildiği takdirde zekata tabi olurlar.
26- Ticaret için olmayan atlar, İmameyn’e göre yılın ekseriyeti merada otlasınlar otlamasınlar,
dişileri ile erkekleri karışık bulunsun bulunmasın, zekata tâbi değildirler. Fetva da bu şekildedir. Fakat
İmam-ı A’zam ile İmam Züfer'e göre yılın ekseriyeti merada otlamış olup dişileri ile erkekleri karışık
bulunan yük taşımaya ve binmeye alış-tırılmamış at cinsi zekata tâbidir. Bunlarda nisap aranılmaz.
Sahibi kıymetlerinin kırkta birini zekat olarak verir. Bir görüşe göre de her at başına bir dinar veya on
dirhem gümüş verir.Vaktiyle bir dinar altın, on dirhem gümüşe denk bulunurdu. Bu zekatı
veliyyül’emir tahsil etmez. Bilakis sahibi dilediği fakire verebilir.
27- Ticaret için olmayan sade erkek atlar, yılın ekseriyeti merada otlasınlar otlamasınlar, İmam-ı
Azam'a göre de zekata tabi değildirler. Fakat yılın ekseriyeti merada otlayan sade kısraklar için İmam-ı
Azam'a göre zekat icap eder. Çünkü bunlara kaçak erkek atların karışmış olması muhtemeldir. Bununla
beraber bu hususta İmam-ı Azam'dan başka bir görüş de rivayet edilmiştir.
28- Merkep, katır, av için eğitilmiş köpek ve pars ticaret için ol-mayınca zekata tabi olmazlar.
Hatta yılın ekseriyetini merada otlamış olsalar bile. Çünkü bunların yılın ekseriyeti merada otlamış
olmaları nadirdir, nadire ise, itibar olunmaz.
29- Yük ve çift hayvanları ve kesilip etleri yenmek için veya da-mızlık için ahırlarda veya
kırlarda beslenilen hayvanlar ve en az altı ay ahırlarda alaf ile beslenilen “alufe” adını alan hayvanlar
zekata tabi değildirler.
(İmam Malik’e göre bunlar da zekata tabidirler. Çünkü zekat, mülk ve mal olmak itibariyledir ve
bunların bir şükranesidir, bunlarda da bir mülk ve mal olmak vardır.)
30- Haram mal için zekat verilemez. Böyle haram bir mal, sahibi mevcut ise, ona iade edilir.
Değilse, fakirlere sadaka olarak verilmesi lazım gelir. Fakat haram bir mal, helal bir mala karışmış
bulunup da aralarını ayırmak mümkün olmasa, hepsinin zekatını vermek icap eder.
31- Zekat zimmete değil, malın bizzat kendisine taalluk eder. Bu yüzden bir mal, zekatının
verilmesi farz olduktan sonra helak olsa, ze-katı düşer. Fakat tüketilirse, mesela başkasına bağışlanır
veya onunla oturulacak bir ev alınırsa, zekatı düşmez, bunu ödemek lazım gelir.
32- Zekat için ayrılmış olan bir mal, zayi olsa, zekat düşmez. Fakat zekat için ayrılan bir mal
fakire verilmeden sahibi vefat etse, varislerine miras olarak kalır.
33- Zekattan borcu olan kimse ölünce bu borcu vasiyet etmemiş ise, geriye bıraktığı mal
varlığından alınamaz. Artık malı varislerine intikal etmiş olur. Varislerinden ehil olanlar isterlerse bunu
kendi hisse-lerinden teberru ederek verebilirler.
34- Birden fazla kimselerin zekatlarını fakirlere vermeye vekil olan şahsın, bunlardan aldığı zekat
mallarını birbirine karıştırmaksızın fakirlere vermesi lazım gelir. Karıştırdıktan sonra verirse, kendi
adına sadaka vermiş olur. O zekat mallarını ayrıca ödemesi icap eder.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)